Köşe Yazısı

Londra-Moskova Hattında Nükleer Gölge

Dünya yeni ve tehlikeli bir eşiğe doğru sürükleniyor.

Ukrayna savaşı artık yalnızca Kiev ile Moskova arasındaki bir savaş olmaktan çıkmış durumda. Savaşın coğrafyası genişlerken, kullanılan silahların menzili artıyor, hedefler derinleşiyor ve söylemler giderek daha sert bir hâl alıyor.

Moskova, Londra'yı nükleer ve hipersonik füzelerle tehdit etti: “İngiltere'yi haritadan sileceğiz.” Peki kriz bu noktaya nasıl geldi?

Ukrayna, ilk kez İngiltere yapımı özel insansız hava araçlarını kullanarak Rusya'nın derinliklerindeki petrol rafinerilerini ve lojistik depolarını hedef aldı. BAE Systems tarafından üretilen, karbon fiber gövdeli ve 240 kilometre menzile sahip bu İHA'lar, Rusya'nın enerji altyapısına ağır darbe vurdu.

Saldırılar doğrudan Rus ekonomisini hedef alırken, Moskova bunun faturasını Londra'ya çıkardı.

Londra'daki Rusya Büyükelçiliği, İngiltere'nin çatışmaya dahil olduğunu ileri sürerek, “Bunun hesabını vermek zorunda kalacaklar” şeklinde uyarıda bulundu.

Rusya ise gücünü göstermek amacıyla, nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip Zircon hipersonik füzeleriyle donatılmış Amiral Kasatonov savaş gemisini Baltık Denizi'ne konuşlandırdı.

Gerilimin asıl tırmanışı ise Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev'in açıklamalarıyla yaşandı.

Medvedev, “Gerekirse hipersonik füzelerimiz İngiltere adasını batırmamıza yardımcı olacaktır” dedi.

Londra ise geri adım atmadı ve Kiev'e yönelik desteğin devam edeceğini açıkladı.

Bugün karşımızda sadece Rusya-Ukrayna çatışması yok.

Moskova ile Londra arasında giderek sertleşen bir hesaplaşma var.

Ukrayna'nın Rusya'nın derinliklerindeki petrol rafinerileri, lojistik merkezleri ve enerji altyapısına yönelik saldırılarında Batı menşeli teknoloji ve istihbarat desteğinin rolü, Kremlin açısından artık savaşın önemli başlıklarından biri.

Moskova'nın verdiği mesaj ise açık:

“Savaşa uzaktan destek verenler, savaşın dışında olduklarını düşünmesin.”

İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Çünkü Rusya, Ukrayna'nın arkasındaki Batılı ülkeleri yalnızca siyasi destekçi olarak değil, giderek çatışmanın doğrudan unsurları olarak değerlendirmeye başlıyor.

Londra'nın Kiev'e desteği sürdürmesi, Moskova'nın tehditlerinin dozunu artırmasına neden oluyor.

Rus savaş gemilerinin gelişmiş hipersonik füze sistemleriyle donatılması ve özellikle Zircon gibi yüksek hızlı füze teknolojilerinin öne çıkarılması da yalnızca askerî bir hamle değil, aynı zamanda psikolojik bir güç gösterisidir.

Rusya'nın vermek istediği mesaj şudur:

“Savaşın sınırlarını siz genişletirseniz, biz de savaşın sınırlarını sizin kapınıza kadar taşıyabiliriz.”

Bunun adı artık klasik bir bölgesel savaş değildir.

Bu, NATO ile Rusya arasındaki stratejik gerilimin tehlikeli biçimde tırmanmasıdır.

MEDVEDEV FAKTÖRÜ

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev'in zaman zaman kullandığı sert ve nükleer tehdidi çağrıştıran söylemler, Kremlin'in Batı'ya yönelik psikolojik savaşının önemli unsurlarından biri hâline geldi.

Fakat burada çok önemli bir ayrım yapmak zorundayız.

Her sert açıklama, Rusya'nın ertesi gün İngiltere'ye füze göndereceği anlamına gelmez.

Ancak bu açıklamalar stratejik caydırıcılık mesajı taşıyor.

Rusya, Batı'ya şunu hatırlatıyor:

Nükleer silaha sahip iki tarafın birbirini köşeye sıkıştırdığı bir savaşta, yanlış hesaplamanın bedeli bütün dünya için ağır olabilir.

Bugün dünya siyasetinin en büyük problemi de budur.

Savaşan taraflar birbirlerinin kırmızı çizgilerini test ediyor.

Bir taraf daha uzun menzilli silah gönderiyor.

Diğer taraf daha gelişmiş füzelerini sahaya sürüyor.

Bir taraf daha derin hedeflere saldırıyor.

Diğer taraf saldırının arkasındaki ülkeyi hedef alan açıklamalar yapıyor.

Ve böylece tırmanma sarmalı büyüyor.

ASIL SORU:

SAVAŞ NEREYE GİDİYOR?

Bugün Londra'nın Kiev'e verdiği desteği yalnızca Ukrayna'nın savunulması olarak görmek yeterli değildir.

Batı ülkeleri Ukrayna'ya silah, mühimmat, istihbarat ve teknoloji desteği sağlıyor.

Rusya ise bunların bir kısmını doğrudan kendi güvenliğine yönelik saldırı olarak değerlendiriyor.

Bu noktada şu soruyu sormamız gerekiyor:

Ukrayna'nın Rusya topraklarının derinliklerine gerçekleştirdiği saldırılarda Batı teknolojisinin kullanılması, Batılı ülkeleri savaşın ne kadar tarafı hâline getiriyor?

Bu sorunun cevabı yalnızca Moskova'yı değil, Washington'u, Londra'yı, Brüksel'i ve Ankara'yı da ilgilendiriyor.

Çünkü savaşın büyümesi durumunda ortaya çıkacak sonuç sadece Ukrayna'nın geleceğini belirlemeyecek.

Avrupa'nın güvenlik mimarisi değişecek.

NATO-Rusya ilişkileri daha da sertleşecek.

Karadeniz'in güvenliği daha fazla önem kazanacak.

Enerji hatları ve ticaret yolları yeniden şekillenecek.

Ve Türkiye, bütün bu gelişmelerin tam ortasında kalacak.

TÜRKİYE BU TABLONUN NERESİNDE?

Türkiye'nin burada izlemesi gereken politika çok açık:

Ne Rusya'nın yanında ne Batı'nın karşısında; Türkiye'nin yanında!

Türkiye'nin millî çıkarı, savaşın büyümesinde değil, kontrol altına alınmasındadır.

Türkiye NATO üyesidir.

Aynı zamanda Rusya ile ekonomik, enerji, turizm ve bölgesel ilişkileri bulunan bir ülkedir.

Karadeniz'in güvenliği Türkiye açısından doğrudan millî güvenlik meselesidir.

Dolayısıyla Ankara'nın görevi başkalarının savaşında taraf olmak değil, Türkiye'nin savaşın içine çekilmesini engellemektir.

Türkiye'nin güçlü diplomasiye ihtiyacı vardır.

Güçlü orduya ihtiyacı vardır.

Güçlü savunma sanayisine ihtiyacı vardır.

Ve her şeyden önemlisi, kendi kararını kendi verebilen millî bir stratejiye ihtiyacı vardır.

NÜKLEER SAVAŞIN KAZANANI OLMAZ

Bugün bazıları savaşın ekranlardaki görüntülerinden, füze menzillerinden ve askerî teknolojilerden söz ediyor.

Ama unutulmaması gereken bir gerçek var:

Nükleer savaşın kazananı yoktur.

Londra'yı, Moskova'yı, Kiev'i veya başka bir başkenti hedef alan nükleer saldırının sonucu yalnızca hedef alınan ülkeyi etkilemez.

Avrupa'nın tamamını etkileyebilecek bir felaket ortaya çıkabilir.

Bu nedenle bugün dünyanın ihtiyacı daha fazla tehdit değil, daha fazla diplomasi olmalıdır.

Rusya'nın güvenlik kaygıları yok sayılamaz.

Ukrayna'nın egemenliği yok sayılamaz.

Avrupa'nın güvenliği yok sayılamaz.

Fakat bunların hiçbirisi insanlığın nükleer savaş riskiyle karşı karşıya bırakılmasını haklı çıkarmaz.

TÜRKİYE UYANIK OLMAK ZORUNDA

Türkiye'nin önümüzdeki dönemde özellikle Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya ve Türk Dünyası ekseninde çok daha dikkatli hareket etmesi gerekiyor.

Çünkü dünya yeniden bloklaşmaya gidiyor.

Bir tarafta ABD ve Avrupa.

Diğer tarafta Rusya ve Çin.

Ortada ise enerji yolları, ticaret güzergâhları ve jeopolitik geçiş noktaları.

Türkiye ise bu haritanın tam merkezinde.

İşte bu nedenle Türkiye'nin güçlü, bağımsız ve millî dış politikaya her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.

Bugün Moskova Londra'yı tehdit ediyor olabilir.

Yarın başka bir başkent hedef hâline gelebilir.

Asıl mesele şudur:

Türkiye bu büyük hesaplaşmanın neresinde duracak?

Benim cevabım nettir:

Türkiye, başkalarının hesabında kullanılan bir taş değil, kendi hesabını yapan bir devlet olmak zorundadır.

Çünkü dünya yeniden ateşle oynuyor.

Ve ateş büyürse...

Kimsenin sınırı, kimsenin ittifakı, kimsenin coğrafyası onu korumaya yetmeyebilir.

 

Strateji Uzmanı - Gazeteci  Yazar

Gökalp Şentürk